Yerel seçimlere 2 yıl kala Ayvalık’ta geçmişin hesaplaşması (2)

AKP’nin görece başarılı oldugu bir dönem ve sol muhalefetin dip yaptığı bir zaman olması yani Balıkesir’de (ÖDP olarak) aday çıkartılamamışken hatta birçok yerde çıkarılamamışken, bunu denemek bile büyük bir başarı idi. Burada Ayvalık Solu yani bizler büyük bir risk aldık üzerimize Kürtlerle bebaber hareket ettik. Ulusalcıların bu kadar yoğun oldugu bir yerde ve de sol ile Ulusalcıların geçmişte bağları oldugu bir yerde büyük bir riskti. Bunu denemek bile bizler için başarı idi. Fakat tabii Kürtler bunu anlayamadı. Kendi dünyalarında yaşadıkları için, getto hayatı sürdükleri için belki de.

Böyle bir seçim deneyimi bir daha yaşanır mı? Bilinmez. Tek enteresan nokta şuydu Ayvalık’taki MHP kanadı bize beklediğimizden az yüklendi (bölücü vs.) CHP oylarını bölmemizi beklediler asıl milliyetçi tepkileri CHP cenahından aldık. Saldırdılar resmen şahsi saldırılara bile maruz kaldık, “bölücüdür o ,ona yaklaşma, alışveriş yapma” gibisinden.

Ayvalık’ta bankalar şehir merkezinden kaldırılsın

Ayvalık şehir merkezinde İş Bankası, Ziraat Bankası, Halkbank, Yapı Kredi Bankası, Vakıflar Bankası, ING Bank, Akbank ve Denizbank var. Bunlar gereksiz trafik yoğunluğuna neden oluyorlar. Ortahalli bir insanın bankada yılda bir defa bile işi olmaz. ATMler zaten her işi görüyor. Bunların şehir dışına mesela Sanayi Sitesi’ne yollanması iyi olur. Hele tarihi bir niteliği olmayan İş Bankası, Halkbank ve Yapı Kredi’nin yıkılması hem görüntü kirliliğini engeller, hem de insanlara yer açılır.

Ayvalık Halkevi’nin kısa tarihi

Halkevi 12 Eylül 1980′de kapatılmıştı. 10 Kasım 1989′da ikinci defa kuruluyor. Yandaki küpür o tarihteki Cumhuriyet Gazetesi. merhum Köksal Durukan haberleştirmiş. Ayvalık Halkevi daha sonra 1993′de de kapatılacak 1996′da üçüncü defa kurulacaktı.

Hasan Cengiz Yazar, Ayşegül Gezek, Özden Çakıcı, Özer Dükduran, Turgut Şahin tarafından 1996 yılında tekrar kurulan Ayvalık Halkevi’mden, 1999 yılında politik olarak farklı düşündükleri için Hasan Cengiz Yazar, Ali Açan, Özer Dikduran, Levent Kocaburun, Tuna Payzıner atıldılar. Özgür Öztürk ise uygulamaları protesto ederek istifa etti.

Bu karara imza atan yönetim kurulu üyeleri :

İlknur İlhan, Saniye Seval Özdemir, Cafer Keleş, Eşref Yavaş, Berrin Özkan

Zarife İlden’in Papalina Gazetesi Tarafından Sansürlenen Yazısı

Alttaki yazı Zarife İlden tarafından yazılmış, Papalina Gazetesi tarafından sansür edilince: Zarife İlden, Hasan Cengiz Yazar, Özgür Öztürk, Meral Naymaner ve Ali Açan Papalina Gazetesi’nden ayrılmak zorunda bırakılmışlardı.

 

Dantel köşesi

Zarife İlden

 

Duyduğuma göre Temmuz Papalinasındaki yazım çok ses getirmiş, kimileri çığlık bile atmış. İyidir, reklamın kötüsü olmaz. Bu arada yazımdaki bazı kelimelerin anlaşılamadığından yakınanlar olmuş. Hatta bir muhterem varmış ki, kolunun altında gazete, Papalinadan kimi görse yakalayıp veryansın etmekle yetinmemiş de gazetenin salı toplantısına haber bile göndermiş. Bu zatın meramı anladığım kadarıyla şöyleymiş: Şu şu şu entelce kelimeler kullanılmak suretiyle ne denilmek isteniyor acaba? (Parmak havada okunacak.)

Zatı muhteremin gösterdiği şaşırtıcı gayrete hürmeten soruyu cevaplayayım efendim.

Söz konusu kaka kelimeler ironik, sofistike ve kötücül olmak üzere üç adettirler ( kol kola gezme âdetleri yoktur.) İroni, Türkçede alaysılama olarak karşılanan, eski pek çok sözlükte bulamayacağınız Batılı bir kelime. Kavram olarak, bir şeyi tersiyle söylemek demek. İronik de bu tarz da söylenmiş olana deniyor. Alaycı bir tonu olabilir istenirse, hatta acı bir tonu da olabilir, ama şart değil. Kimileri, “alaysılama” kelimesini doyurucu bulmadıklarından olsa gerek, yeri geldiğinde ironiyi kullanır.

Sofistik, Orhan Hançerlioğlu’nun Türk Dili Sözlüğünde karşılığı bilgiç olarak verilmiş bir kelime. Sofistike de bilgiççe olacak demek ki. Kelime sofizm’den geliyor ki sofizm, bir yanlışı doğru kabul ettirmek için yapılan hatalı muhakeme olarak geçiyor. Sokrates’in diyaloglarında kullandığı yöntem. Öte yandan bilgiç kelimesi Türk Dil Kurumu sözlüğünde 1) bilgili kimse, 2) mecazen, bilgili geçinen kimse, diye açıklanıyor. Sofizm ise bilgicilik kelimesiyle karşılanmış, sonuna da safsatacılık eklenmiş. Şimdi, ne yapsın umarsız (naçar) Zarife?

Kötücül kelimesi ise gayet anlaşılır biçimde, 1) kötülük isteyen 2) tehlikeli olan, anlamlarında kullanılıyor. Osmanlıcadaki bedhah karşılığı bulunmuş bir kelime. Bence güzel. Ben ikinci anlamıyla kullanmıştım.

 

Bir kelime de benden olsun: Kavas sözcüğünü duyan vardır, yasakçı demektir, Arapçadan gelme bir kelime. Bunun eşanlamlısı siyahpûş kelimesine de metinlerde rastlayan bazı ‘entel’ler olmuştur mutlaka. Bu her iki kelime de bence köken değilse de görüngü olarak Nazilerin svastikasına yani gamalı haçına çıkar.

Unutmadan, içinde bulunduğumuz bu güzelim ay da adını Latinceden alır. Baktım, Augustus, 1. Roma Roma İmparatoru Octavianus’un lakabı imiş, ki sözlükte (Sözlerin Soyağacı-Nişanyan) anlamı “yüce” diye verilmektedir. Bozaran da (Hançerlioğlu) güzel bir ay adı ve o da ağustos demekmiş. Ama şimdi bu öz be öz Türkçe kelimeyi de kalkıp kullanmaya korkar insan… Ya birileri çıkıp da entel çetelesinde benim haneme bir çentik daha atıverirse! Zaten umarı kullanmakla kendimi yeterince tehlikeye atmış bulunuyorum.

Değil mi efendim?

O halde ve her halde, Yaşasın Dillerin Kardeşliği diyerek ve yine Adalet Hanıma ısmarlayarak bağlayalım sözü.

Ciao Bella!

 

 

Hamiş: Akşam Nurullah Ataç’ın Günce’sinde onun bir yakınmasına rastladım. Şöyle: “Tragedie, comedie, melodrame diyorum, ne yapayım? Bunlara Türkçede birer karşılık bulamadım. Biri bulur da bana bildirirse çok sevinirim.”

 

Yerel seçimlere 2 yıl kala Ayvalık’ta geçmişin hesaplaşması (1)

Yerel seçimlere iki yıl kala gerek CHP’li Ayvalık Belediyesi’nin, gerekse Ayvalık sol çevrenin durumuna bir bakmak gerekli. CHP’nin 1. dönem seçildiği 2004 seçimlerinde derli toplu bir tavır geliştiremeyen Ayvalık sol çevreleri 2009 seçimlerinde daha derli toplu bir çalışma yapmıştı. 2004’te neden ortak bir tavır geliştirilemediğini de ayrıca sorgulamak gerekir ama, buna rağmen   2009 seçimlerinde ÖDP çatısı altında bir araya gelen ÖDP, EMEP, DTP gibi siyasi örgütlerle, KESK’e bağlı sendikalar ve bağımsız bireyler Belediye Başkan Adayımız Ahmet Köken’e 350 belediye meclis üyelerine ise 600 civarında oy aldırmayı başarmışlardı. Belediye Başkanı ile Belediye Meclisi üyeleri arasındaki bu oy farkı belediye başkanlığında seçmenlerin CHP’ye, belediye meclisinde ise ÖDP’ye oy atmalarından kaynaklanmaktaydı. İkisi arasındaki fark 250 oy ya da %50 gibidir. Seçim sonrasında bu konu hakkıyla tartışılamamış, böyle bir tartışmanın dağıtıcı olacağı düşüncesiyle hala etkileri devam eden bir dizi hata yapılmıştı.

Öncelikle DTP’li seçmenlerin büyük bir örgütlenme sorunu yaşadıklarını kabul etmemiz lazım. Bu yüzden bu siyasi çevreden ortalama 700 olan oyunun  çok altnda oy alındığını kabul etmemiz gerekir. Bu oyun 150’yi aşmadını tahmin edebiliriz.

ÖDP’nin ise oy sayısı Belediye Başkanlığı için 1999’da 230, 2004’de 55 tir.

EMEP’in şimdiye kadar belediye seçimlerine ilişkin bir pratiği olmadığından ölçmemiz mümkün değildir. Bununla birlikte ÖDP’den fazla bir oyunun olmadığım kabul etmeliyiz.

Bütün bunlardan çıkan sonuç örgütlü bu çevrelerin sayısıal birlikteliğinin en az 1200 belediye meclisi/belediye başkanı  oyu alabilir olduğudur.  Zaten 2009 seçimlerinde de ortalama bu hesaplarla yola çıkılmıştı. Sonuç ortadır. Fıkradaki gibi “Kedi buysa et nerede? Et Buysa kedi nerede?”