Yeni bir dönemin şafağında 1

1992 Yılda “Tartışma Süreci” denilen sürece katılmıştım. Çok uzun süren ve bir noktadan sonra bir takım şeyleri gizlemek ve tartışmamak noktasına doğru evrilen “tartışma” süreci arkasında hiçbir dişe dokunur sonuç getirmeden 1995 yılında bitti. Sözüm ona buradan çıkan ortak kararla bazıları önce GBK girişimini daha sonra ÖDP ye evrilecek olan çalışmayu başlattılar. ÖDP 1996 yılı ocağında kuruldu.
Ben ve benim gibi düşünenler yasal/açık parti çalışması başta olmak üzere, geçmişin değerlendirilmesi vs. konularda da itirazlarımızı söyledik. Fakat bu itiraz ve eleştiriler hiç kimse tarafından dinlenmedi.
Ne benim, ne de benim dibi düşünüp azınlığa düşenlerin, hele hele dünya ve Türkiye’de yaşanan genel yenilgi atmosferinde fazla yapacakları bir şey kalmamıştı. 1997 yılı şubatı itibarıyla ÖDP’ye üye oldum.
O dönem Fatsa ÖDP’yi kuran arkadaşların ÖDP’ye katılış bildirileri çok önemli bir metindi benim için. Metni maalesef bulamadım. Fakat metnin bir yerinde “ÖDP’ye liberal solla hesaplaşmaya giriyoruz, ÖDP’yi değiştireceğiz” deniliyordu. “Liberal sol” Türkiye’de Onbirinci Tez Dergisi’nde Sungur Savran tarafından ifade edilmişti ilk olarak, daha çok reformizmin güncel bir biçimi olarak tanımlanmıştı o yıllarda.

ÖDP o tarihten itibaren tahminleri de aşan bir performans göstererek bugüne kadar (bile) ayakta kalmayı başardı.
ÖDP hedefledikleri açısından bakılacak olursa pek başarılı bir çalışma sergileyemedi.
Bunlar elbette tartışılmalı, ama bütün bunlar başka bir yazının konusu.
2007 yılında Ufuk Uras’ın tekrar Genel Başkan olmasıyla birlikte ÖDP’de büyük bir yarılma yaşandı. Bu yarılmada Ufuk Uras’ın yanına yer alanlar “liberallikle”, Alper Taş’ın yanında yer alanlar “abicilikle” suçlandılar. Ben bu ayrışmada Ufuk Uras’ı destekledim. İşin bir ilginç yanı da Ufuk Uras’ın yanında yer alanların eski TİP, TSİP, TKP yanlılarından başka, ÖDP’yi değiştirmek için birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız da vardı. Yani ÖDP’deki liberal solla hesaplaşmaya giren bizler liberallikle suçlandık.
Bu öncelikle kendi hesabıma kabul etmediğim ve etmeyeceğim bir suçlama oldu.

ÖDP içindeki gerilim gittikçe arttı Ufuk Uras 2007 genel seçimlerinde Kürt hareketinin de desteği ile bağımsız millet vekili seçildi. Burada aday olma meselesi de partiyi ikinci defa bölmüştü. Bağımsız kalan Uras, tekrar ÖDP genel başkanlığına aday olunca gerilim derinleşti.
Ufuk Uras’ın tekrar genel başkanlığa gelmesinden sonra artık ÖDP iki (hatta daha fazla) partinin var olduğu bir platform haline gelmişti. Nihayet zorlu bir süreçten sonra olağanüstü kongre yapıldı ve 2008 yılında Ufuk Uras’ın yerine Hayri Kozanoğlu genel başkan seçildi. Bugünden bakıldığında az bir oyla Uras’ın kaybettiği bu kongrede, Uras kazansaydı ne olurdu demek gerekli, ama bu spekülatif bir konu.
Sonra Ufuk Uras ve diğer arkadaşlar benim gibi düşünenlerin itirazlarına da aldırmdan ÖDP’den ayrılıp başka bir süreç örgütlemeye gittiler.
EDP kuruldu. EDP ilk siyasal tecrübesi olması gereken 2010 referandumunda Anayasa değişikliklerine “evet” tavrını benimsedi. Bu dönem Türkiye solunda (sosyalist veya sosyal-demokratlar dahil) liberal sol-statükocu sol şeklinde ifade edebileceğimiz bir kamplaşmanın oluştuğuna tanık olduk.
AKP 2002 yılından başlayarak AB’ye giriş konusunda kamuoyunu da yanına alan bir politika benimsemişti. ÖDP’nin bu konudaki görüşü “havet” olarak ifade edilmişti. Bu tutum AKP’nin bu konudaki politikalarına en azından itiraz edilmediği anlamına geliyordu. Ayrıca AKP, Kıbrıs’ta çok tatminkar olmasa da çözüme oturuyor, Ermenistan’la ilişkileri yumuşatıyor ve elbette en önemlisi Kürt sorununda birşeyler yapmaya istekli görünüyordu.
Tam da bu dönemde AKP rejimin artık devre dışı kalmaya başlayan bazı unsurları tarafından tehdit edilmeye başlandı. AKP bu tehditleri, özellikle ABD ve AB gibi dış güçleri yanına alarak etkisizleştirdi.
Tekelci sermayenin zaten devlet ihalesi olmadan ayakta kalamayacağı açık olan grupları sindirdi.
Karşısında ciddi bir rakip olmadığı için %50leri varan bir oy oranını koruyarak günümüze kadar gücünü bugüne kadar taşıdı. ÖDP bütün bu süreç sırasında çok etkili bir varlık gösteremedi. Özellikle ayrışma sırası ve sonrasında tarafların kendilerini, ötekilerin hata ve eksikleri üzerinden tarif etmeleri var olan birikimi de heba etti.
Tarafların ve daha da ötesi tüm Türkiye siyasetinin bu denli kutuplaşması son tahlilde AKP iktidarına yarıyor ama elbette bu başka bir konu.
EDP gerek kuruluş süreci, gerekse kuruluş sonrasında ürettiği politikalar açısından arka arkaya affedilmez yanlışlar yaptı. Bu hataların benim açımdan en hazini elbette bir zamanlar hesaplaşacağımızı ilan ettiğimiz “sol liberal”lerin bir parçası olunmasıdır.
Mesele referandumdaki tuıtum bile değildir aslında. Çünkü referandumdaki tutumla tutarlı ve samimi bir özeleştiri sorunu çözer. Sorun bunun ötesinde bir davranış biçiminin hatalı ve savunulması imkansız davranışlar silsilesinin yaratılmasıdır.
Sorunun daha vahimi bence konuşmaya bile hakkı olmayan bazılarının kendilerini “işte biz dememiş miydik” noktasında haklı çıkarmalarıdır. Kendi tarihsel hata ve sorumluluklarını gizleyecek böyle bir mecra bulmalarıdır.
Kendi açımdan özeleştiri vermek istiyorum ama hangileriyle birlikte yürüdüğüm için daha büyük bir yanlış yaptım ona karar veremiyorum.